Türkiye’de Sosyal Demokrasinin Gelişimi   

Erol TUNCER - SDD Genel Başkanı - 17 Mart 2007

(Elbistan Şubesinin Açılış Toplantısı)

I. 1960 ÖNCESİ GELİŞMELER

CHP’nin  1950 sonrasındaki muhalefet yaşamı sırasında  üstlendiği toplumsal muhalefet misyonuyla birlikte, parti içinde sosyal demokrat düşünceler filizlenmekteydi. Parti bir yandan  dönemin iktidarına karşı demokrasi savaşı veriyor bir yandan da sosyal demokrasiye yönelik kavramları savunuyordu.

1959’daki Kurultayca yayımlanan İlk Hedefler Beyannamesi’nde bunun izleri açıkça ortaya çıkmıştır.

Beyanname savunulan bazı düşünceleri şöyle sıralayabiliriz:

1.      Anti-demokratik kanunlar kaldırılacaktır.

2.      Anayasa, halk egemenliği, hukuk devleti, sosyal adalet ve güvenlik esasına göre değiştirilecektir. Anayasa’da: 

  • Irk, cins, din, mezhep, siyasal fikir, sosyal köken, doğuş ve servet farkı olmaksızın ana hak ve özgürlükler yer alacaktır.
  • Grev hakkı, sendika ve mesleki örgütler kurma hakkı güvence altına alınacaktır.
  • Sosyal adaletsizlik ve dengesizlikten uzak bir Türkiye için herkese bedeni, fikri ve sosyal gelişme olanağı sağlamak ve aileyi korumak için sosyal haklar tanınacaktır.

II. 1960 -1980 ARASINDAKİ GELİŞMELER

Sanayileşmenin ürünü olan sosyal demokrasi, Marksist kökenli bir düşünce akımıdır.

Uzun bir geçmişe sahip olan sosyal demokrat hareket, çeşitli evrelerden geçerek bugünkü konumuna gelmiştir.

Ülkemizdeki sosyal demokrat hareket, uzun bir geçmişe sahip değildir.

 

Türkiye’de sosyal demokrasiye yöneliş, CHP Genel Başkanı İsmet İnönü'nün, 1965 seçimleri öncesinde, kamuoyuna “ortanın solundayız” mesajını vermesiyle başlamıştır.

Geçmişinin kısa olması nedeniyle gelenekleri henüz yerleşmemiştir.

1961 Anayasası /  1965 Ortanın Solu

1961 Anayasasının getirdiği özgürlükler ortamında, siyasal yelpazenin solundaki gelişmeler hızlanmaya başlamıştı. Aydınların ve emekçi kesimin desteğini almakta olan Türkiye İşçi Partisi (TİP), gelişmekte ve güçlenmekteydi.

Bu ortamda CHP: bir yandan TİP'e giden oyları durdurmak bir yandan da uç sol ile arasına bir çizgi çekebilmek üzere siyasal yelpazedeki konumunu yeniden belirlemek ihtiyacını duymaktaydı.

Süreç Tersten Yaşandı

CHP Genel Başkanı’nın, parti  içerisinde önemli gelişmelere yol açan bu ünlü çıkışı, bir tartışma ve gelişme sürecinin sonucu olarak yapılmamıştır.

O kadar ki, İnönü'nün açıklamasından önce konu yetkili kurullarda dahi görüşülmemiştir. Önce tercih yapılmış, yeni hareketin adı konulmuş; içinin doldurulması, içeriğinin oluşturulması sonraya bırakılmıştır.

Parti İçinde Yoğun Tartışmalar

İnönü’nün, söz konusu açıklamasında : CHP, bünyesi itibariyle devletçi bir partidir ve bu sıfatıyla ortanın solunda bir anlayıştadır” diyerek başlatmış olduğu ortanın solu hareketi, başlangıçtan itibaren, hem ülke kamuoyunda hem de parti içerisinde kavram karmaşasına  ve yoğun tartışmalara yol açtı.

Ödenen Bedel 1: Seçim Kayıpları

Karşıt partiler, 1965 seçimlerindeki kampanyalarını bu eksene oturttular.

Seçimlere içeriği belirlenmemiş, o yüzden parti örgütünce bile henüz yeterince anlaşılamamış yeni bir yönelişle giren ve kampanya boyunca, rakiplerinin “Ortanın solu, Moskova'nın yolu” sloganlarına karşı sürekli savunmada kalan CHP, seçimlerden önemli ölçüde oy kaybederek çıktı.

Bu seçimde % 28.7 oranında oy alan CHP,  çok partili dönemde ilk kez % 30 oranının altına düşmüştü.

1970’lere kadar geçen süre, yeni kavramın içini doldurmaya yönelik yoğun çabalar ve parti içi tartışmalarla geçirildi.

1965’te olduğu gibi, 1966 ve 1968 Senato üçte bir yenileme ve 1969 milletvekili genel seçimlerinde de CHP’nin oyları, % 30 oranının altında kaldı.

Art arda yaşanan seçim kayıplarının faturası,  parti içindeki tartışmalarda “ortanın solu” hareketine çıkarılmaktaydı.

Ortanın Solunun Benimsenmesi

CHP’de, ortanın solunun benimsenmesi ve bu solun sınırının belirlenmesi kolay olmadı.

Parti, uzunca bir dönem, ortanın solu taraftarları ve karşıtlarının,  birbirlerini sağcılık ya da solculukla itham edebildikleri bir çekişme ortamına sahne olmuştur.

Genel Başkan İsmet İnönü’nün 5 şubat 1972’de -Millet Meclisi ve Senato Gruplarından oluşan- CHP Ortak Grubunda yapılan genel görüşmede yaptığı konuşmadan bir bölüm, bu tartışmaların boyutu ve dozu hakkında aydınlatıcı bilgi vermektedir:

“…. Parti dışında bir uçtaki dostlarımız Ortanın Solu’nu Moskova’nın yolu diye göstermeye çalışırlarken, öteki uçtaki dostlarımız da ortanın solcuları ve ortanın göbekçileri gibi ayrılığı, söyleye söyleye yerleştirmişlerdi.”

Ödenen Bedel 2: Partiden Kopmalar

Ortanın Solu konusundaki tartışmaların parti içerisinde yarattığı dalgalanmalar, zaman içerisinde önemli kadroların CHP’den ayrılmasına ve iki ayrı siyasi partinin kurulmasına yol açtı.

Turhan Feyzioğlu ve arkadaşları partiden ayrılarak, Güven Partisi'ni kurdular (12.05.1967). İsmet İnönü, önce genel başkanlıktan (8.05.1972)  daha sonra partiden ayrıldı (05.11.1972).

Bir süre sonra da kemal satır ve arkadaşları CHP’den ayrılarak, Cumhuriyetçi Parti'yi kurdular  (04.03.1973).

Bu kayıplar, bir anlamda, ortanın solu sloganı ile başlatılan dönüşüm hareketinin,  sonradan ödenmiş bedeli olarak nitelendirilebilir. 

 

 Toplumsal Destek / Geleneksel Tabanın Genişlemesi

Ortanın Solu ile başlatılmış olan dönüşüm sürecinde CHP,  geleneksel tabanını genişletmeyi hedeflemiş, çalışan kesimlerle ilişkilerini geliştirmiş, örgütlü toplum kesimlerinin ve özellikle sendikaların yakın desteğini almıştır.

CHP, bu dönemde, kadrolaşması ve politika üretimi açısından, sürekli olarak kendini yenileme çabası içinde olmuştur.

 O dönemde insanca ve hakça bir düzen’in  ve demokratikleşmenin savunucusu olarak etkin bir muhalefet hareketi sergileyen CHP, geniş bir taban desteğiyle, 1970’lerden itibaren sürekli olarak büyümüştür.

Dönüm Noktası / 1973  Seçimleri

Bu gelişme sürecinde 1973 seçimleri, CHP için önemli bir dönüm noktası olmuştur.

Bu seçimlerde, oyunu % 33.3 oranına yükselten CHP, hem yeniden % 30 sınırını   geçmiş oluyor  hem de ülke düzeyinde birinci parti konumuna geliyordu.

Bu sonuç,  ortanın solu hareketiyle başlatılan dönüşüm çabalarının amacına ulaştığını göstermekteydi.     

Demokratik Sol

1974 tüzük değişikliği öncesinde, partinin, sosyal demokrat ya da demokratik sol olarak tanımlanması konusunda da bir parti içi tartışma yaşanmıştır.

Partinin bir kanadı, CHP’nin sosyal demokrat olarak, diğer kanadı ise demokratik sol olarak tanımlanmasının uygun olacağı düşüncesindeydi.

Parti meclisi’nde yapılan oylama sonucunda demokratik sol deyiminin tüzüğe konulması uygun görülmüş, kurultaya bu öneriyle gidilmiştir.

Genel Başkan Bülent Ecevit’in, tartışmalar sırasında, CHP için Sosyal demokrat kavramını uygun görenlerin yanında yer almış olması, günümüzde de bu konuda sürdürülmekte olan tartışmalara ışık tutması açısından anlamlıdır.

Sosyal Demokrasinin Temel İlkelerinin Kabulü

CHP, 27 Kasım 1976’da yaptığı tüzük ve program kurultayında,  bir adım daha atarak, tüzüğün kuruluş maddesinde yaptığı değişiklikle, partinin altıokla temsil edilen ilkelerine sosyal demokrasinin evrensel ilkelerini de ekledi.

Sosyalist Enternasyonal’e Giriş

5 Kasım 1978’de Sosyalist Enternasyonal’e üye olan CHP merkez soldaki yerini uluslararası platformlarda da tescil etmiş oluyordu.

1977 Seçimleri

CHP, 1977’de büyük bir başarı elde ederek seçimlerden, % 41,3 oy oranıyla,  birinci parti olarak çıktı.

Böylece tarihinin en yüksek oy oranını yakalayan CHP, ancak 213 milletvekili çıkarabildiği için tek başına iktidar olma olanağını elde edemedi. Seçimlerden hemen sonra kurmuş olduğu hükümet güvenoyu alamadı.

1979 Seçimleri

CHP’nin 1978 yılında bağımsızların desteğiyle kurmuş olduğu hükümet, günün iç ve dış koşullarında yeterince başarılı olamadı ve parti, 1979’daki Senato üçte bir yenileme seçimleriyle birlikte,  5 milletvekilliği için yapılan ara seçimi de kaybetti.

 Her iki seçimde de partinin oy oranı, yeniden %30’un altına düşmüştü (sırasıyla % 29,2 - % 29,3 ).

Bu sonuç, 1977-1979 arasında 12 puanlık bir oy kaybını ifade etmekteydi. 22 aylık bir iktidar sorumluluğu, o günün koşullarında CHP’ye % 29.06  oranında güç kaybettirmişti.

12 Eylül /  Partinin Kapatılması

CHP’nin, 12.11.1979 tarihinde hükümetten ayrılarak muhalefete geçişinden kısa bir süre sonra, 12 eylül 1980’de askeri müdahale gerçekleşti. Parlamento kapatıldı, siyasi faaliyetler askıya alındı.

CHP, 12 eylül yönetimince çıkarılan 16 ekim 1981 tarih ve 2533 sayılı yasayla, diğer partilerle birlikte kapatıldı.

Sonuç / Sosyal Demokrasinin Başlama ve Gelişme Dönemi

Sonuç olarak, 1965-1980 dönemi; Türkiye’de sosyal demokrat hareketin başlama ve gelişme dönemi oldu.

CHP’nin muhalefet döneminde sağlanan olumlu gelişmeler, ne yazık ki, başarılı bir iktidar deneyimiyle noktalanamadı.

Partinin iktidar döneminin özeleştirisi bile yapılamadan 12 eylül müdahalesi ile başlayan ara döneme girilmiş oldu.

III. 1980 SONRASINDAKİ  GELİŞMELER 

12 Eylül sonrasında yeniden partileşme hareketi başladığında CHP’nin bırakmış olduğu boşluğu doldurmak üzere merkez solda yeni partiler kuruldu.

Birden çok partinin kurulması nedeniyle siyasal yelpazenin bu kesimi daha baştan bölünmüş oluyordu.

25.05.1983’te kurulan Halkçı Parti (HP) ile 06.06.1983’te kurulan Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP), kendilerini sosyal demokrat partiler olarak nitelemekteydi.

Seçimlerden sonra, (14.11.1985’te) kurulan Demokratik Sol Parti (DSP)  ise Marksist kökenli bir hareket oluşunu ileri sürerek- sosyal demokrat olmadığını vurgulamaya özen göstermektedir.

Buna karşılık DSP’nin dışındaki partiler, başından beri, sosyal demokrasi ve demokratik sol  arasında bir kavram farkı olduğunu kabul etmemektedir.

1983 Seçimleri

SODEP’in seçimlere girmesi 12 eylül yönetimince engellenince, merkez solda tek başına kalan Halkçı Parti, seçimlerden % 30.5 oranında oy alarak çıktı.

Bu oran, bir bakıma, merkez solda CHP’den miras kalmış olan hazır oy desteğini ifade etmekteydi.

Solda Birleşme 1: SODEP + HP = SHP

Merkez solun tabanındaki solda birleşme isteklerinin sonucunda SODEP ve HP, 3.11.1985’te birleşerek, Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) adını aldı ve 1995’te CHP ile birleşinceye kadar siyasal yaşamda kaldı.

CHP’nin Yeniden Açılması

9 Eylül 1992’de CHP’nin yeniden açılmasıyla birlikte soldaki parti sayısı yeniden üçe çıktı. 

Solda Birleşme 2: SHP’nin CHP’ye Katılması

Sürekli gündemde kalan ve özellikle RP’nin 1994 seçimlerindeki beklenmeyen başarısı nedeniyle yoğunlaşan solda bütünleşme çabaları, bu kez de CHP ve SHP’nin -CHP çatısı altında- birleşmesiyle sonuçlandı (18 şubat 1995).

19 Şubat 1995’te gerçekleşti. Birleşmenin hemen ardından yapılan 1995 seçimlerinde beklenen sonuç alınamadı (% 10.7 / baraj kıyısı) (DSP  4. / CHP ise 5. sırada.)

 DSP, kurulduğu günden itibaren solda birleşme çabalarına karşı olumsuz tavır almış ve birleşme hareketlerinin dışında kalmaya özen göstermiştir.  

 1999 seçimleri

DSP birinci parti / CHP baraj altında (% 8.7)

2002 seçimleri

CHP ikinci parti / DSP % 1.2 / Solun toplam oyu % 20’lere indi.

2004 seçimleri

Solun toplam oyu yine % 20’lerde

Belediyelerin % 15.6’sı sol partilerde 3209 belediyenin 500’ü: (469 CHP + 31 DSP)

Belediye Meclisi üyelerinin % 17’5’i sol partilerde 34477 üyenin  6016’sı
(CHP 5631 + 385)

İl Genel Meclisi üyelerinin % 12,2’si  sol partilerde 3208 üyenin 392’si (CHP 392)

 IV. GÜNÜMÜZDE SOSYAL DEMOKRASİ

 Ülkemizin Durumu

  • Demokrasi bütün kurum ve kurallarıyla hâlâ yerleşebilmiş değildir.

  • Gelişmiş ülkelerle aramızda büyük mesafeler oluşmuştur.

  • Coğrafi bölgelerimiz arasında önemli ölçüde gelişmişlik farkları vardır.

  • Gelir dağılımındaki adaletsizlik başta olmak üzere, ciddi toplumsal adaletsizlik sorunlarıyla karşı  karşıyayız.

 Yoksulluk bütün ağırlığıyla ülke gündeminde..
 Sağlıkta / eğitimde fırsat eşitsizlikleri yaşanıyor.

  • Bu konular, öncelikle sosyal demokratların sorumluluğundadır  ve bunlar ancak sosyal demokrat iktidarların çözebileceği sorunlardır.

 Ülkemizdeki Sosyal Demokrat Hareketin Sorunları

  • Ülkemizde sosyal demokrat hareketin geçmişi Batı’ya göre hayli kısadır. O nedenle gelenekleri yeterince oluşmamıştır.

  • Ülkemizdeki sosyal demokrat partiler,  bugüne kadar tek başına iktidar olamamış, ağın alternatifi yine sağ olmuştur.

    Oysa batı’daki partiler, geçmişten günümüze, önemli süreleri kapsayan iktidar
           deneyimlerine sahiptir.

  • 1980’den sonra merkez sol bölünmüştür. 1985 ve 1995’teki birleşmeler de amacına ulaşmamıştır.

  • Ülkemizdeki  merkez sol partilerin toplam oyu, uzunca bir dönem  yüzde 30’lar civarında kalmıştır. Son iki seçimde (2002 ve 2004) ise toplam oy, yüzde 20’lere doğru gerilemiştir.

Şu andaki en büyük sosyal demokrat parti olan  CHP’nin oyları, yeni siyasal yaşamında % 20’ yi aşamadı.

  • 1980’den bu yana merkez sol sürekli seçim kaybetmektedir. Bu kayıplara karşın, seçim sonuçlarına ilişkin değerlendirme / özeleştiri çalışması yapılmamıştır.   

  •  Merkez sol partiler,  ülkenin geri kalmış yörelerinden ve kentlerin varoşlarından oy alamamaktadır.

Merkez solun oy oranları, gelişmiş bölgelere ve kent merkezlerine doğru, yani toplumun gelişme çizgisine paralel olarak yükselmektedir. 

 Merkez sol partiler, gençlik kesiminden de oy alamamaktadır.

Sonuç: merkez sol partiler; ancak eğitim, refah  ve yaş düzeyi yüksek kesimlerden oy alabilmekteöncelikle soldan çözüm bekleyen kitlelerin oyunu alamamaktadır.

  • Program ve ideoloji çalışmalarını gündeminden çıkaran merkez sol, dünyada ve Türkiye’de yaşanan büyük değişimi algılayamamıştır.

Değişime öncülük etmesi gereken sosyal demokrat partiler değişimin gerisinde  kalmış, kendilerini yenileyememiş, topluma büyük hedefler gösterememiştir.

  • Küreselleşmenin hızlanmasıyla birlikte sosyal demokrat hareket bütün dünyada ciddi sorunlarla karşı karşıya gelmiştir. Batı’daki partiler, bu sorunları aşabilmek için sürekli   arayış içindedir.

      Ülkemizdeki merkez sol partiler ise böyle bir çaba içinde görünmemektedir.

SOSYAL DEMOKRATLARIN SORUMLULUĞU

Ülkenin içinde bulunduğu koşullar, biz sosyal demokratların sorumluluğumuzu artırmaktadır.

Ağır sorunlar altında ezilen insanımız, bizlerden çözüm beklemektedir.

Bir yandan kalkınmayı, gelişmeyi hızlandırırken bir yandan da gelişmeyi toplumun değişik kesimlerine adaletli  bir biçimde yansıtmak, biz sosyal demokratların vazgeçilmez hedefimiz olmalıdır.

Ezilen, dışlanan kesimlerin savunucusu olan, yalnız paylaşımı değil üretimi de gündemine alan, kendini sürekli yenileyebilen  çağdaş bir sosyal demokrasi anlayışını yaratmak ve yaşatmak zorundayız.

Ancak merkez sol partilerimiz; bugünkü yapılanmaları, işleyişleri, yönetim anlayışları ve siyaset yapma biçimleriyle sorumluluklarının gereğini yerine getirecek durumda değildir.

Oysa halkımız, sosyal demokratları iktidarda görmek istemektedir.   

Bunu sağlayabilmek için  yeni kadrolarla güçlenmiş;  yapılanmasını,  yönetim ve siyaset  anlayışını  dipten doruğa  yenilenmiş bir sosyal demokrat kimlik ile toplumun önüne çıkmamız gerekiyor.