Written by admin

HOLIDAY INN OTEL

HOLİDAY INN (http://www.hiankara.com/)
ODA TİPİ   TEK KİŞİ   ÇİFT KİŞİ
STANDART ODA 220 TL 260 TL
EXECUTİVE ODA 280 TL 320 TL
SUİTE ODA 340 TL 340 TL
Fiyatlarımıza açık büfe kahvaltı dahil olup, % 8 KDV hariçtir.
İletişim: Tunus Cad. No: 7 06680 Kavaklıdere / ANKARA
Tel : 0 312 424 40 00 Fax: 0 312 424 40 04
info@hiankara.com www.hiankara.com
Written by admin

KİNG HOTEL

KİNG OTEL (http://kinghotel.com.tr/tr/iletisim)
ODA TİPİ   TEK KİŞİ   ÇİFT KİŞİ
ÇİFT KİŞİLİK 155 TL. 195 TL
Fiyatlara Kahvaltı ve KDV dahildir.
Yukarıda belirtilmiş olan fiyatlara açık büfe sabah kahvaltısı dahildir
İLETİŞİM: Piyade Sokak No:17 Çankaya 06550 Ankara – Türkiye
 Tel: +90 312 440 79 31

Fax: +90 312 440 37 55

Written by admin

ALBA OTEL

ALBA OTEL
TEK KİŞİ ÇİFT KİŞİ
180 TL 230 TL
Yukarıda belirtilmiş olan fiyatlara açık büfe sabah kahvaltısı ve KDV dahildir.
Odalarda, toplantı salonlarında ve Lobby’de kablosuz internet ücretsizdir.
İLETİŞİM: Yüksel Cad. No: 19 06420 Kızılay / Ankara  info@albaankara.com.tr.
Tel :(312) 419 10 29

Fax : (312) 419 30 55

Written by admin

SİYAV OTEL

SİYAV OTEL
ODA TİPİ    TEK KİŞİ   ÇİFT KİŞİ
90 TL 130 TL
Fiyatlara Kahvaltı ve KDV dahildir. kadıköy escort
Yukarıda belirtilmiş olan fiyatlara açık büfe sabah kahvaltısı dahildir
İLETİŞİM: Kavaklıdere Mahallesi, Konur Sk. No:56, 06680 Çankaya/Ankara
TEL: (0312) 418 05 33
Written by admin

Atila Candır – Gezi Parkı ve Yeni Bir Siyaset Kültürü

Günümüzde siyaset dünyasının her gün yeniden ürettiği sorunlara çözüm getirmede yeterince etkili ve yol gösterici olunamadığını görmekteyiz.

Sorunların kaynağında, gerek toplum, gerekse siyasi partiler olarak, “mevcut siyaset kültürümüzün” olumsuzluklarının bulunduğunu söyleyebiliriz. Bu bakımdan mevcut siyaset kültürümüzün tam bir eleştirisini yapmak ve “yeni bir siyaset kültürü”nün nasıl olması gerektiğini tartışmaya açmak, toplumca içselleştirilmesi pratiğini üretmek ve geliştirmek gerekli olmaktadır.

Gezi olaylarının siyaset literatürüne getirdikleri

Gezi Parkı olayları önümüze çok önemli bir fırsat olarak çıktı. Bu olaylar, toplumun, mevcut siyaset kültüründen çok yakındığını, artık onu benimsemediğini somut olarak göstermiştir. Gezi olayları, mevcut siyaset kültürünün toplumda yarattığı en önemli tahribatın “ötekileştirme” olduğunu gösterdi. Gezi deneyiminde bir araya gelen çok farklı gruplar, birlikte yaşayarak birbirlerini sevebileceklerini gördüler ve bize de gösterdiler. Hakim siyaset kültürünün, birbirini sevebilecek olanları birbirinin karşıtı göstererek, -bu karşıtlıktan- kendi iktidarlarını nasıl üretebildiklerini fark etmemizi sağladılar.

Gezi olayları, Türkiye’deki siyaset kültürünü, kendisini dönüştürmeden aşamayacağı, dipten gelen bir eleştiriyle karşı karşıya bıraktı ve ülkede siyasetin önüne temel bir ölçüt olarak, “toplumun onurlu yaşam hakkına saygı” konulmuş oldu. Bu, iktidar talebi içermiyor, sadece iktidar olma talebi olanlara neyi meşru görmediğini anlatmaya çalışıyor. Ancak bunu tek tek kişilerin, gençlerin sağduyusuna ve onların belirli alanlarda ortaya çıkardıkları tepkilere dayanarak götürmek sonuç alıcı bir durum için yeterli olmayacaktır.

Bu nedenle; sosyal demokrat STK’lara önemli görevler düşmektedir. Tabii bu tür kuruluşların bir kısım mensuplarının mevcut siyasi kültürde bir pozisyon elde etmesi üzerine oluşmuş kuruluşlar olmaması gerekir. Böyle olduğu durumlarda yeni bir siyaset kültürü üretilmesinin mümkün olamayacağı da açıktır. Sosyal Demokrasi Derneği (SDD) bu düşünceden yola çıkarak yeni misyonunu belirlemek ve Türkiye siyaset kültürüne yeni pratikler getirmek isteyenler için bir platform oluşturmak düşüncesindedir.

Yeni bir siyaset kültürü oluşumunun nasıl ele alınabileceği, geliştirilebileceği ve toplumsal etkilerinin neler olabileceğine ilişkin düşünce ve görüşlere değinmeden önce, mevcut siyasi kültürümüzün eleştirisinin yapılması, enine boyuna tartışılması gerekmektedir. Mevcut siyaset kültürümüzün eleştirisini partilerimiz yapamıyor. Çünkü partilerin kadroları o siyaset kültürü içinde oluşuyorlar. Aslında kültür değişiminin bu süreç içinde olması çok da kolay değil, ancak orta vadede gerçekleşmesi olanaklı.

Eğer daha sağlıklı bir demokrasi geliştirmek istiyorsak, mevcut siyasi kültürü siyasi pratikler üzerinden eleştirebiliriz. Bunu da siyasi partiler yapamaz. SDD, bir parti olmadığı için avantajlıdır, iktidarı ve muhalefeti ile mevcut siyasi kültürü ve temsilcilerini topluca eleştirebilir. Kuşkusuz, bu kısa yazı kapsamında mevcut siyasi kültürümüzün tartışılabilmesi ve tartışmanın geliştirilmesi olanaklı değildir. Ancak tartışmanın çerçevesini belirlemekle bir başlangıç yapılabilir.

Siyasette eskimiş kalıplar

Temsili demokrasinin eskimiş ve katı kalıplarının egemen olduğu günümüz siyasetinde genel olarak şunlar söylenebilir:

• Siyasetçi, her konuşmasında, yurttaşı aptal yerine koyuyor ve ikiyüzlü mesajlar veriyor. Sahte ahlakçılıkla, insanları kandırılması kolay kimseler yerine koyuyor.

• Bu tür siyasetçiler, yargılarını birbirlerine tekrarlayarak, karşısındakinin ne düşündüğünü önemsemeden, partiler arası çatışmacı siyaseti yeniden üretiyorlar.

• Siyaset yapma pratiğimiz devamlı güven kaybediyor. Parti içindeki didişmeler, toplumda sosyal sermayeyi artırmayı hedefleyen grup içi ilişkilerin ve grup dışı -köprü- ilişkilerin oluşumunu engelliyor.

• Demokrasi pratiğimiz oydaşma üstünden sorun çözemiyor. Sorun çözebilmek için muhakkak bir çoğunluk ya da tek kişi sultasının olması gerekiyor. O zaman da demokrasiye inanç pekişmiyor. Çözümlerin, yaratıcılıkların heyecanını bölüşen bir siyaset yapma yerine korkunun ve telaşın hakim olduğu, karşılıklı öğrenmeye kapalı bir siyaset yapıyoruz.

• İster öznel ister nesnel olsun, olumsuzlukların ve doyumsuzlukların arkasında siyaset kültürümüzün özellikle şu üç öğesinin olduğu söylenebilir: Bunlardan biri, siyaset kültürümüzdeki iktidar anlayışı; ikincisi, siyasetin yurttaşların desteğini sağlamakta kayırmacı, popülist, kutsallara dayalı siyaseti temel alan yaklaşımı; üçüncüsü, siyaseti sahici sorunların ve geleceğin üzerinden yapmama, geçmişin yorumuna dayanarak, geçmişin yorumundaki farklılıklar üzerinden çatışma doğurmaya çalışma olarak belirtilebilir.
• Mevcut siyasete hakim olan çaba; iktidarı inşa etmek yerine onu ele geçirmek olmaktadır. Bunun için de yine kayırmacılık, kutsala dayanan, liyakatı değil sadakati esas alan bir siyaset kültürü gerekli olmaktadır. Siyaseti kayırmacılığa ve bunun ümitlerine dayalı sadakat esasına dayadığımız zaman, sistem içinde hiçbir “liyakat esaslı kariyer” olamaz. Seçim kaybedeni başarısız olduğu için eleyemezsiniz. Bizim siyasetimizde seçim kaybettiği için elenen bir liderin olmaması bundandır. Bu durumda aktif yurttaşlık da gelişemez; çünkü aktif yurttaş olmak için bir neden de kalmaz, kayırmacılıkla işini çözersin.

Yeni siyaset kültürü

• Değindiğim bu noktalar Türkiye’de mevcut siyaset kültürünün eskidiğini, tıkandığını gösteriyor. O zaman yeni siyaset kültürünü nasıl tartışabiliriz, onun içeriğini nasıl doldurabiliriz? Ve bunu siyasetçileri etkileyebilecek bir konuma nasıl sokabiliriz?

• Bu sorulara yanıt ararken, esas yaklaşım için, toplumda bu konularda rahatsızlık duyanların ortaya çıkmasının, söz sahibi olmasının gerektiğini belirtmeliyiz. Gezi Parkı eylemlerinde toplumun çeşitli kesimlerinden ortaya çıkan genç toplulukların yaklaşımları gerçekten çok umut verici olmuştur. Bu bakımdan yeni siyaset kültürünün, bir kısım tecrübeli ve akıllı adamlar tarafından formüle edilip tepeden inme topluma sunulması ile değil, gezi direnişinde ortaya çıkan genelde siyasette bağlılıkları olmayan gençlerin aktör olması ile oluşması önemlidir. Türkiye›de samimi olarak yeni bir siyaset kültürünü savunacak olanlar, gençlerden oluşan guruplardır.

• Gençlerin; ürettikleri görüşleri, değerleri ve yaklaşımları topluma yaymaya çalışırken duyacakları heyecan çok belirleyici olacaktır. Gençlerin heyecan duyarak üretecekleri siyaset kültürü, herhangi bir dogmadan değil, onların heyecanlarına, onurlu yaşama haklarına bağlı sevinçlerden kaynaklanacaktır. Ancak, bu noktada kritik olan, bu yeni üretimin neye dayanacağıdır? Bu da dünyanın hiç bir yerinde tartışma konusu olmayan, tartışma dışı olan “İnsan Hakları Sistemi”dir.

• Burada kabul edilen “İnsan Hakları Sistemi” evrenseldir ve farklı toplumların insan hakları sistemlerinin kesiştiği ortak bir alandır. Bu ortak alan zaman içinde genişlemekte ve büyümektedir. Örneğin, 1930’larda insan hakları içinde yer bulmayan çevre hakkı bu gün insan hakları içinde vardır. SDD’nin önerdiği ve gençlerin üretecekleri yeni siyaset kültürünün temel dayanağı böyle bir “İnsan Hakları” sistemi olacaktır. Ayrıca yeni siyaset kültürü bir toplumda iktidar olmayı hedefliyorsa, düşüncesinin de pratikte işleyebilir ve çalışabilir olması gerekir. Başka bir deyişle, demokrasi ve insan hakları üzerine kurulacak yeni siyaset kültürünün pratikte uygulanabilirliği için sağduyu ve uzlaşma gerekli olacaktır.

• Bu siyaset kültürünün iktidar olması bir siyasi partinin iktidar olması demek değildir; hiç bir siyasi partinin bu yeni siyasi kültürün dışında bir şeyi savunamaması demektir. Bu yeni siyasi kültür öyle hegemonya kurar ki; mevcut kültürdeki siyasi parti iktidarda olsa dahi, yaptığı her şey toplumca sorgulanır ve eski söylemleri etkisini kaybeder. Özetle demokrasi sürecini işleterek oluşturulacak yeni siyaset kültürüyle, doğrudan bir siyasi iktidar talebi değil, siyasi aktörler üzerinde hegomonik bir üstünlük sağlanmak amaç olmalıdır.

Atila Candır
Sosyal Demokrasi Derneği Başkanı
acandir@adanet.com

 

Haber Linki: http://www.sosyaldemokratdergi.org/gezi-parki-ve-yeni-bir-siyaset-kulturu/

Written by admin

“Sosyal Demokrasi Seminerleri” katılımcılarına sertifika

Nilüfer Belediyesi ve Sosyal Demokrasi Derneği iş birliğiyle gerçekleştirilen Sosyal Demokrasi Seminerleri’ne katılanlara sertifika verildi.

Başkan Bozbey, “Bu belge, sosyal demokrasi alanında bilgi dağarcığınızın geliştiğini gösteriyor” diyerek katılımcılara teşekkür etti. Nilüfer Belediyesi ve Sosyal Demokrasi Derneği iş birliğiyle “Sınırları Aşıp Köprüler Kuruyoruz” temasıyla gerçekleştirilen Sosyal Demokrasi Seminerleri geniş katılıma sahne oldu. Alanında uzman 12 ismin konuşmacı olarak yer aldığı seminerlerin üç ve daha fazlasına katılan vatandaşlar da sertifika almaya hak kazandı. Nilüfer Belediyesi Halk Evi Basın Toplantı Odası’nda gerçekleştirilen törende 45 katılımcı, sertifikalarını aldı. Sertifika törenine Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Nilüfer Belediyesi Başkan Yardımcısı Yalçın Işıkyıldız, Sosyal Demokrasi Derneği Genel Başkanı Atila Candır ve davetliler katıldı.

“SOSYAL DEMOKRATIN TEMELİNDE İNSAN VAR”

Törende konuşan Başkan Mustafa Bozbey, sosyal demokrat bir insanın, hangi ilkeleri benimsediğini bu seminerler vasıtasıyla gördüklerini söyledi. Bozbey, “Bu sertifika, sosyal demokrasi alanında bir nevi bizim bilgi dağarcığımızın ne kadar geliştiğini gösteren bir belge” dedi.

Alanında uzman kişiler ve duayen siyasetçilerin seminerlere katıldığını kaydeden Başkan Bozbey, “Bu sayede fikirleriniz gelişti. Sosyal demokrasinin insanla başladığının, tüm canlıların eşit yaşam hakkına sahip olduğunun, güvenli ve huzurlu bir yaşam sürmesi gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Sosyal demokrasinin temelinde insan faktörü var. Bunu anladığımız zaman bence yolun yarısını tamamlamış oluyoruz. Kalan yarısını da diğer değerlerle doldurarak iyi bir sosyal demokrat olabiliriz” dedi.

Sosyal demokrasinin geliştiği ülkelerde demokrasinin, özgürlüklerin, insan haklarının ve tüm değerlerin herkes tarafından özümsendiğini söyleyen Bozbey şöyle devam etti: “İnsana insanca değer verildiği, hukukun üstünlüğünün olduğu ülkelerde, ekonominin dahi yükselmesinin temel felsefesi, sosyal demokrasinin o ülkede eşit şekilde olmasıdır. Bu ülkede tüm kesimlerle birlikte, barış içinde, eşit yurttaşlık ilkesiyle, özgürlük, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü bağlamında mutlak şekilde huzurlu ve mutlu yaşayacağımıza inanıyorum” şeklinde konuştu.

CANDIR: BU İŞ BİRLİĞİ BİZE GÜÇ VERDİ

Derneğin yaptığı etkinliklerin en anlamlısının “Sosyal Demokrasi Seminerleri” olduğunu kaydeden Sosyal Demokrasi Derneği Genel Başkanı Atila Candır da şöyle konuştu: “Bu seminerleri yılda iki kez olmak üzere uzun yıllardır yapıyoruz. Bugüne kadar eğitim seminerlerimizi Ankara’da yaptık. Çok önemsediğimiz bu seminerleri ilk kez Nilüfer Belediyesi iş birliğiyle Ankara dışında gerçekleştirdik. Bu, sizlere ulaşmanın kırılma noktasıydı. Nilüfer Belediyesi ile yaptığımız bu iş birliği bize çok güç verecektir ve bu yoldaki gelişmelere kaynak olacaktır. Çok sayıda yerel yönetime ulaşabiliriz.”

Konuşmaların ardından Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Sosyal Demokrasi Derneği Genel Başkanı Atila Candır ile birlikte katılımcılara sertifikalarını verdi. Sosyal Demokrasi Seminerleri’nde Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, CHP Genel Başkan Yardımcısı ve CHP Bursa Milletvekili Prof. Dr. Lale Karabıyık, esk CHP Genel Başkanı Hikmet Çetin, eski Başbakan Yardımcısı ve eski Dışişleri Bakanı Murat Karayalçın, Prof. Dr. Ahmet İnam, Prof. Dr. İlhan Tekeli, Erol Tuncel, Ali Topuz, Doç. Dr. Mustafa Şen, CHP Ankara Milletvekili A. Gülsüm Bilgehan ile eski CHP Bursa Milletvekili Yahya Şimşek, Prof. Dr. Örsan K. Öymen konuşmacı olarak yer almıştı.

 

Haber Linki: http://www.nilufer.bel.tr/haber-4596-sosyal_demokrasi_seminerleri_katilimcilarina_sertifika__#PopupGoster[popup]/0/

Written by admin

Krize Karşı Kit’ler Yeniden Devreye Sokulsun Önerisi

Krizden Çıkma Stratejisi, Sosyal Demokrasi Derneği Tarafından Düzenlenen Toplantıda Tartışıldı. Toplantıda Konuşan Prof. Dr. Erinç Yeldan, “Türkiye Sermaye Hareketlerini İyi Yönetemedi” Dedi.

SOSYAL Demokrasi Derneği tarafından düzenlenen ve akademisyenler, siyasetçiler ve araştırmacıların katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda, krizden çıkma stratejisi tartışıldı. Toplantıda Prof. Dr. Erinç Yeldan, “Devlet küçülsün, ekonomiden elini çeksin” felsefesinin iflas ettiğini belirterek, “KİT’ler yeniden devreye sokulmalı” dedi.

Kapitalizmin son 70 yılın en ağır bunalımını yaşadığını belirten Yeldan, Türkiye’nin 1980 sonrasında denetimsiz bir serbestleşmeye gittiğini, IMF ile imzalanan yakın izleme anlaşması ve programın kendi içsel tutarsızlıkları yüzünden 2001 krizinin ortaya çıktığını söyledi.

AKP iktidarının dünya çapında bir likidite selinin görüldüğü dönemde işbaşına geldiğini, bu dönemde Türkiye’nin çok yüksek dış borçlanma gerçekleştirdiğini ve çok yüksek cari açığın ortaya çıktığını ifade eden Yeldan, “En büyük tehlike de bu açığın spekülatif sıcak para ile finanse edilmesi olmuştur. Türkiye, sermaye hareketlerini iyi yönetemedi. Bütün dünyada finansal şişkinlikler 2003?2007 arasında zirve yaptı ve AKP sıcak para akımlarını yönetme becerisini gösteremedi” dedi.

Yüksek dış borç üretim çarklarını durduruyor

Yüksek dış borç ve cari açığın iki kırılgan nokta oluşturduğunu, bunlardan birinin üretim çarklarının durmasına, diğerinin de kronik işsizliğe neden olduğunu belirten Yeldan, şunları söyledi:

“Türkiye’de dışa bağımlı, ucuz ara malıyla sanal üretim yapısı oluşturulmuştur. Türkiye’nin cari açık ve dış borcunu finanse etmek için 130 milyar dolarlık döviz girişine ihtiyacı var. Bu paranın bulunması artık mümkün değildir. Türkiye 2001 krizi sonrasında hızlı bir büyüme süreci yaşadı. Ulusal gelir 2002 sonundan 2008’e değin birikimli olarak, sabit fiyatlarla, yüzde 26 artış gösterdi. Ancak söz konusu dönemde işgücü istihdamında benzer bir başarı yakalanamadı. 2001 krizi öncesinde yüzde 6.5 dolayında olan işsizlik oranı, kriz sonrasında hızla yüzde 10’a yükseldi. İş bulmaktan ümidini kesen kişilerin sayısı da hızla arttı ve işgücüne katılım oranı yüzde 50’nin altına düştü. Türkiye’nin 2001 sonrasında yaşadığı süreç istihdamsız büyümedir.”

Çok uluslu şirketlerin belirleyici olduğu bir yapıda, piyasalara tam yetki vermenin kuzuları kurtlara teslim etmek anlamına geldiğini belirten Yeldan, “Finansal sermaye hareketlerinin serbestisi kısıtlanmalı. Finansal her işlemden bir vergi alınmalı. Borsa ve döviz işlemleri üzerinden düşük oranlı ancak Yaygın bir finansal işlem vergisi uygulamaya konulmalıdır” dedi.

Not: 29 Kasım 2009 tarihinde Hürriyet Gazetesi’ nden alınmış bir yazıdır.

Written by admin

Prof. Kaboğlu: Türkiye bir anayasasızlaşma sürecine girdi

Avrupa Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (PS:EUROPE), Önce Demokrasi Platformu, Zonguldak Demokrasi Platformu ve Sosyal Demokrasi Derneği (SDD) tarafından düzenlenen “Zonguldak Anayasa Tartışıyor Paneli” Zonguldak halkının yoğun katılımıyla gerçekleştirildi.

Panelin açılış konuşmasını yapan Zonguldak Demokrasi Platformu Sözcüsü Yrd. Doç. Dr. Erdoğan Kaymakçı; 4 farklı sivil toplum örgütünün katılımıyla gerçekleşen panelin Türkiye’nin olağanüstü şartlarında ortaya çıkan sorulara cevap olabilecek nitelikte olduğunu ifade etti. Panelin moderatörlüğünü yapan Zonguldak Barosu Başkanı Av. İbrahim Kerem Ertem ise Zonguldak’ın sosyal ve ekonomik yapısı itibariyle demokrasi mücadelesinde önem arz eden bir şehir olduğunu vurguladı.

PS:EUROPE Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve SDD Zonguldak Temsilcisi Deniz Yavuzyılmaz; “Temsilde Eşitlik” temalı konuşmasında “egemenlik gerçekten kayıtsız şartsız milletin mi?” sorusunu sorarak, bu soruya yanıt arayan çalışmalarını aktardı. Yavuzyılmaz’a göre her ne kadar sandıkta kullandığımız oy gücünün eşit olduğunu sanıyor olsak da, yapılan çalışmalar il bazında bu oyların değiştiğini ve oy gücünün eşit olmadığını ortaya koymaktadır. Yavuzyılmaz seçim sisteminin anayasal yapısı itibariyle kendi içinde aykırılıkları bulunduğunu ve bu durumun egemenliğim kayıtsız şartsız millete ait olmasının önünde ciddi bir engel teşkil ettiğini ifade etmiştir.

Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, anayasanın ancak hukuk devleti ve haklar devleti hedefinde yenilenebileceğini ifade etti. Kaboğlu’na göre “anayasa hukukçuların tekelinde değildir, anayasa halk tarafından sahiplenildiğinde anayasadır.” Kaboğlu anayasanın öncelikle halkın varlık kaynağı olan ülkeyi düzenlediğini vurguladı. Kaboğlu; 12 Eylül 1980 yılından itibaren Türkiye’de insanları politikadan uzak tutan bir siyasal anlayış doğduğunu ancak 2011 yılından itibaren buna anayasanın tanınmaması anlamına gelen anayasasızlaşma sürecinin eşlik ettiğini belirtmiştir. Kaboğlu’na göre yeni bir anayasadan önce temel hakların korunması için anayasanın getirdiği sisteme uymak yeterlidir ve 15 Temmuz sendromundan çıkmak için anayasaya sahip çıkmak gerekmektedir.

Panel katılımcıların soruları ve tartışmalarla devam etti.

 

Haber Linki:
http://www.birgun.net/haber-detay/prof-kaboglu-turkiye-bir-anayasasizlasma-surecine-girdi-129995.html

Written by admin

“Daha fazla demokrasi”

‘Zonguldak Anayasa Tartışıyor’ panelinde konuşan Zonguldak Demokrasi Platformu Sözcüsü Yrd. Doç.Dr. Erdoğan Kaymakçı;

“Daha fazla demokrasi”

PS:EUROPE Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz’ın hazırladığı, Avrupa Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (PS:EUROPE), ÖNCE Demokrasi Platformu, Sosyal Demokrasi Derneği ve Zonguldak Demokrasi Platformu’nun ortak koordine ettiği “Zonguldak Anayasa Tartışıyor” adlı panel Genel Maden İş Sendikası(GMİS) Toplantı Salonu’nda düzenlendi. Modaratörlüğünü Zonguldak Barosu Başkanı Av. İbrahim Kerem Ertem yaptığı panelde, açılış konuşmasını Zonguldak Demokrasi Platformu Sözcüsü Yrd. Doç. Dr. Erdoğan Kaymakçı  yaptı ve Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi ve ANAYASADER Başkanı olan Prof. Dr. İbrahim Ö. Kaboğlu ve PS:EUROPE Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Sosyal Demokrasi Derneği Zonguldak İl Temsilcisi Deniz Yavuzyılmaz konuşmacı olarak katıldı.

Panelin moderatörlüğünü yapan Zonguldak Barosu Başkanı Av. İbrahim Kerem Ertem ise Zonguldak’ın sosyal ve ekonomik yapısı itibariyle demokrasi mücadelesinde önem arz eden bir şehir olduğunu vurguladı.

Açılışta konuşan Kaymakçı, “Tüm bu koşullar dikkate alınarak değerlendirildiğinde bu süreçte ihtiyacımız olan daha fazla demokrasidir” dedi.

“NE GEZİ YAŞANIRDI NE DE 15 TEMMUZ”

Anayasal dayatma karşısında seçeneksiz kalmamaları gerektiğini ifade eden Kaymakçı, “ Öncelikler konusunda hemfikir olan herkesi, her yerde ‘Önce demokrasi’ forumları ve anayasa kürsüleri oluşturarak, bu ortama anayasa yapılamaz, önce demokrasi fikri etrafındaki en geniş birliği sağlayacak, anayasal dayatma karşısında seçeneksiz olmadığımızı ortaya koyacak demokratik tartışma mücadele zemini yaratmaya ve güçlendirmeye çağırmaktır. Tüm bu koşullar dikkate alınarak değerlendirildiğinde bu süreçte ihtiyacımız olan daha fazla demokrasidir. Bundan önce bu yapının gerçekleştirdiği anayasa tartışmalarında da değinildiği gibi “Mevcut anayasanın yüzde 10’una bile uymadılar ama her sorunun sebebi günah keçisi gibi anayasayı gösterdiler. Tam tersi. Anayasaya uysalardı ne Gezi yaşanırdı ne de 15 Temmuz. Hem anayasaya uymayacaksın hem de yeni bir anayasa tüm sorunları çözermiş gibi anayasa fetişizmi yapacaksın. Bu bir çelişkidir” şeklinde konuştu.

“KORKUMUZU YENEREK MÜCADELE ETMELİYİZ”

Konuşmasına devam eden Kaymakçı, aldatılmamak ve kandırılmamak için kazanımları çok iyi bilmeleri gerektiğini ve korkumuzu yenerek mücadele etmeleri gerektiğini söyleyerek:

“Anayasa yeni olunca daha iyi olacağı anlamına gelmez. Yeni anayasa tüm sorunları çözermiş gibi anayasa kazanımları geliştiriyorsa iyidir. Aldatılmamak için, kandırılmamak için kazanımlarımızı çok iyi bilmek zorundayız. OHAL de hukuk rejimi içinde uygulanmamalıdır. Yargısız infazlar kabul edilemez. Hukuka uygun cezalandırma yapılmadığı için haksız duruma düşüp tazminatlar ödemek zorunda kalabiliriz. Kurunun yanında yaş da yanar sözü hukukta geçerli değildir görüşü önemlidir ve dikkat çekicidir. İçinde bulunduğumuz tüm olumsuz koşullara rağmen cumhuriyeti, demokrasiyi, laikliği, barışı, eşitliği, özgürlüğü ve adaleti kazanmak için bedeli ne olursa olsun korkumuzu yenerek mücadele etmeliyiz. Haklarımızı ve özgürlüklerimizi ancak bu şekilde kazanabiliriz. Bu konuda ABD’nin eski başkanlarından Thomas Jefferson’un bir sözünü hatırlatmak istiyorum, “Halk, hükümetten korktuğu zaman tiranlık; hükümet, halkından korktuğu zaman özgürlük olur vardır””

 

“HALKA MAL EDİLMESİ BÜYÜK BİR SORUN”

Kaymakçı’nın ardından konuşan PS:EUROPE Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Sosyal Demokrasi Derneği Zonguldak İl Temsilcisi Deniz Yavuzyılmaz, “Türkiye’de ki sistemin ve anayasanın da kendi içerisinde aykırılıklar olduğuna bunun bedelinin ise halka mal edilmesinin büyük bir sorun olduğunu” ifadelerinde yer verdi.

Anayasa değimiz zaman çok okunmayan ama hayatımızı direk etkileyen biraz siyasi biraz ekonomik ama hayatın vazgeçilmez bir unsuru olduğunu dile getiren Yavuzyılmaz, “Kaynağını anayasadan alamayan bir devlet anlayışı olamaz. Bu madde gerçekten uygulanıyor, egemenlik kayıtsız şartsız milletin mi, kayıtlı şartlı milletin mi bunu konuşacağız. Ben hepimizin yakın geçmişinden hatırlayacağı 2002 seçimlerinden bir örnek vereceğim; Adalet ve Kalkınma Partisi o dönem tek başına iktidarda. Aldığı oy oran yüzde 34.3, meclisteki temsil oranı yüzde 66 yani iki katı. Tek başına iktidar olamayacakken tek başına iktidar olmuş.  Aynı zamanda CHP yüzde 19.4 oy almış ve meclisteki temsil oranı yüzde 32.4’tür. Mecliste temsil edilmeyen oy oranı toplamdaki oy oranının yüzde 43’ü. Yani sivil darbeden bahsediliyor bu da başka bir formatı.  O dönem oy veren yaklaşık 14 milyon seçmenin oyu mecliste temsil edilmedi. Daha doğrusu AKP ve CHP kaydırılarak temsil edildi. Dolasıyla partilerin çatıştığı kişilerin oyları bile bu partilere gitti. Demokrasi tanımından ilerlersek, demokrasi aynı zamanda felsefi bir kavramdır. Robert Dalh’a göre, “Halkın serbest ve eşit bir siyasal katılımını sağlayan özgür muhalefet, bireysel hak ve özgürlüklerin koruma altına alınması” olarak tanımlar. Burada herkes diyebilir ki “Benim bir tane oyum var” Söyle de bir yanılgı var ki kendi oyuyla başkasının oyunun eşit olduğunu düşünüyor. Hepimiz sandıkta bir oy kullanıyor ve gücü eşit diye biliyoruz. İstanbul’dan bir milletvekili çıkartabilmesi 160 bin oy lazım. Zonguldak’ta ise 120 bin nüfus bir milletvekili çıkartıyor. Kentleri karşılaştırdığımızda; İstanbul’da ki dört kişinin oyu Bayburt’ta ki bir kişinin oyuna eşit. Aynı durum geçerli oylarda ki durumda da geçerli. Bu yüzden kullandığımız oylar eşit değil ve olması gereken eşitliğin sağlanması. Türkiye’de ki sistemin ve anayasanın da kendi içerisinde aykırılıkları olduğuna bunun bedelinin ise halka mal edilmesi büyük bir sorun. Halkın; gerçekten temsil edilemediği görülüyor” diye belirtti.

 

“HALKLARIN İSTEĞİ DOĞRULTUSUNDA YENİLENMELİ”

Son olarak konuşan Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi ve ANAYASADER Başkanı olan Prof.Dr. İbrahim Ö. Kaboğlu, bu süreçte en önemli sorunun bilgi kirliliği olduğunu ve anayasanın değişecekse bile halkların isteği doğrultusunda yenilenmesi gerektiğini vurgulayarak, “Yaşanan süreçte anayasa bilgi kirliği, mevcut olan ikinci anayasa düşünülüyorsa anayasa yapımında bilgi kirliği, üçüncüsü ise anayasanın bilgi kirliği” dedi.

Bireysel olarak değil toplu olarak hareket etmeleri halinde bilgi kirliğiNİ düzeltebileceklerini dile getiren Kabaoğlu, “Böyle toplanarak toplumu bilinçlendirmemiz lazım. Dünyanın hiç bir demokratik ülkesinde böyle bir durum olmamıştır. Eğer anayasa yenilecekse hakların isteği ve onların doğrultusunda yenilenmesi gerekir. Çiftmeclisi bile önerdik. Fakat on beş temmuz darbe girişimi geldi. Bu bizi yavaşlatmamıştır aksine anayasal bilgi kirliğini aşmak için ivme kazandırdık. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra iki yakıcı konu gündemimize girdi.OHAL ve yasalar. Anayasal kazanımlar nelerdir diyerek taslağımızı geri çektik ve bu konuları öne çıkardık. Kitleleri düşünerek. 15 Temmuz gecesinden sonra toplum olarak birlik sağlamamız gerektiğinin önemini bir kez daha gördük. Anayasa hukukçuların sadece tekelinde değildir. Anayasa hakların sahiplenmesi doğrultulanda anayasadır. Anayasa önce ülkeyi düzenler. Ülke bizim varlık kaynağımız. Ülke toplum ve siyasal örgütlenme sıralamasıyla ele alıyoruz. Anayasa iktidarı sınırlayan ve siyasal iktidarın ilan etmediği bir belgedir ve bir görevi vardır. Ülke, insan ve devlet üçlemesinde 21’inci yüzyıldaki anayasa mantığı. Anayasal kazanımlarımız nelerdir diye eğer 10 politikacımıza sorsak darbe anayasası derler. Anayasanın temeli vardır. Acaba buna ne kadar uyuluyor. Birinci olarak 1982 anayasanın kazanımları ve bu kazanımlar sonucunda neler oldu. Bu olağan üstü halin gerekçesini oluşturan anayasal bağlamda neler oluyor. 1982 yılında yapılan anayasada varsayalım ki hiç bir değişiklik yapılmadı. Yine anayasa değişiyor. Bu anayasanın yazıldığı zaman sadece köylerde yasam daha yüksekti şimdi ise bu değişti.  O nedenle metaforumuza uğramıştır. Yenilenmeye ihtiyacı vardı ama bu anaysa 1982 yılında yazılmış olan anayasa değildir” şeklinde konuştu.

 

Haber Linki:

http://www.halkinsesi.com.tr/zonguldak/daha-fazla-demokrasi-h30687.html

Written by admin

Nilüfer’de sosyal demokrasi seminerleri başladı

BURSA, (DHA) – NİLÜFER Belediyesi ve Sosyal Demokrasi Derneği iş birliğiyle düzenlenen ‘Sosyal Demokrasi Seminerleri’ne katılan Işık Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Örsan K. Öymen, Türkiye’de şu anda uygulamada sosyal demokrasi olamadığını söyledi.

Nilüfer Belediyesi ve Sosyal Demokrasi Derneği iş birliğiyle düzenlenen Sosyal Demokrasi Seminerleri Bursa’da başladı. Nilüfer Belediyesi Dernekler Yerleşkesi’nin ev sahipliği yaptığı seminerlere alanında uzman olan 12 isim katılacak. Nilüfer Dernekler Yerleşkesi ve Konak Kültürevi’nde her hafta salı ve cuma günleri düzenlenecek seminerlerin ilkinin konuğu Işık Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Örsan K. Öymen oldu.

“TÜRKİYE’DE UYGULAMADA SOSYAL DEMOKRASİ YOK”

Nilüfer’in CHP’li Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in de katıldığı seminerlerin açılışını Işık Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Örsan K. Öymen, “Türkiye’de Sosyal Demokrasinin Tarihi ve Gelişimi” başlığıyla yaptı. Sorulara da yanıt veren Öymen, sosyal demokrasinin toplumlar arasında farklılık gösterdiğini ifade etti. Öymen şöyle konuştu:

“Sosyal demokrasinin temel ilkeleri ülkemizde aslında Mustafa Kemal Atatürk ilkeleriyle ortaya konulmuştur. Halkçılık ve Devletçilik ilkeleri başta olmak üzere altı ilkenin ve karma ekonomik sistem anlayışıyla 1920 ve 1930’lu yıllarda uygulamaları net görüldü. Sosyal demokrasi dediğimizde ilk akla CHP gelmekte. Çünkü bugüne kadar bu sistemi savunan tek parti CHP, başka yok. Sistem, gelir dağılımındaki denge, emek karşılığı, temel özgürlükler ve haklar gibi birçok konuyu kapsamakta. Türkiye’de şu anda uygulamada böyle bir model yok. Günümüzde halkımız ekonomik ve sosyal yönden eziliyor. Totaliter uygulamalar da eklenince parlak olmayan bir yönetim dönemine girdik” dedi.

“DÜNYANIN HİÇBİR YERİNDE DEMOKRASİ OYLANAMAZ”

Günümüzde referanduma sunulan yönetim modeli anlayışının halkı ortaçağa götüreceğini ifade eden Öymen, “Bütün yetkilerin tek elde toplanması isteniyor. Tek adam, yargı, TBMM olmak üzere birçok kuruma müdahale edebilecek, partili olacak . Bir çeşit padişahlık sistemine geçilmek isteniyor. Yetki ele geçince laikliği ortadan kaldırmak istiyorlar. Referandumda halk karpuz gibi ikiye bölünürse ve yarı yarıya sonuç çıkarsa bu daha vahim bir tabloya yol açar. Böyle bir sonuçta milli birlik ve bütünlük çıkmaz. Konu bu aşamaya gelmemeliydi. Dünyanın hiçbir yerinde demokrasi oylanamaz. Bir şekilde halkın önüne geldi. Buradan çıkacak sonuç çok önemli. İnsanlar iyi düşünmeli ve gelecek nesilleri de göz önünde bulundurmalı. Bu bir parti meselesi değil, millet vatan meselesidir” diye konuştu.

Nilüfer’de, 11 Nisan 2017 tarihinde son bulacak olan seminerlerde, Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, CHP Genel Başkan Yardımcısı ve CHP Bursa Milletvekili Prof. Dr. Lale Karabıyık, CHP eski Genel Başkanı Hikmet Çetin, eski Başbakan Yardımcısı ve eski Dışişleri Bakanı Murat Karayalçın, Prof. Dr. Ahmet İnam, Prof. Dr. İlhan Tekelli, Erol Tuncel, Ali Topuz, Doç. Dr. Mustafa Şen, CHP Ankara Milletvekili A. Gülsüm Bilgehan ile eski CHP Bursa Milletvekili Yahya Şimşek seminerlerde konuşmacı olarak yer alacak.

Haber Linki: http://www.hurriyet.com.tr/niluferde-sosyal-demokrasi-seminerleri-basladi-40384378

1 2 3 6